İstanbul Arkeoloji Müzesi
- Havva Deniz Şimşek

- 17 Nis 2021
- 3 dakikada okunur
İstanbul Arkeoloji Müzesi, Türkiye'nin müze olarak inşa edilen en eski binasıdır. 19. yüzyılın sonlarında ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından ‘‘İmparatorluk Müzesi’’ olarak kurulmuştur. Müzenin koleksiyonunda, Balkanlar'dan Afrika'ya, Anadolu ve Mezopotamya'dan Arap Yarımadası'na ve Afganistan'a kadar, Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yer alan medeniyetlere ait eserler bulunmaktadır. Müze üç ana bölümden oluştuğu için ‘‘İstanbul Arkeoloji Müzeleri’’ olarak adlandırılmaktadır. Bölümler: İstanbul Arkeoloji Müzesi (Ana Bina), Eski Şark Eserleri Müzesi, Çinili Köşk Müzesi’dir.

Yapının Plan– Mekan Özellikleri
Yapı, kuzeydoğu – güneybatı doğrultusunda konumlandırılmıştır. Tüm bina 192 metre uzunluğunda olup 4547 metrekarelik alana oturmakla birlikte toplam alan 9000 metrekaredir.
Klasik müze binası, 1891-1907 tarihleri arasında üç aşamada inşa edilmiştir. Müzenin ilk bölümü 61x13 metrelik bir dikdörtgen olarak inşa edilmiştir. Yapının kuzey kanadı (1. aneks) 1903’de ve güney kanadı 1907’de tamamlanmıştır.
Mevcut yapıların, Eski Şark Eserleri ve Çinili Köşk Müzelerinin kullanılmasına karşın yeterli olmaması ve özellikle modern müze işlevleri için gereken mekanlar açısından yeni bir yapıya gerek duyulmasından dolayı müze, 1984’te arka cephesine eklenen bir yapı ile genişletilmiştir.
Lineer olarak ilerleyen bir plan kurgusuna sahiptir. Her katta varlığını sürdüren, kuzeyde ve güneyde kısa kollar yer almaktadır. Birinci kat sergi alanları ile bir sirkülasyon sağlanmış ve açık kapı boşlukları ile sirkülasyon kesilmeden mekanlar arasında devam ettirilmeye çalışılmıştır.
Zemin katında Yunan-Roma Devri lahit, heykel, kabartma gibi taş eserler sergilenmektedir. Üst katta orta bölümde Yunan-Roma Devri pişmiş toprak, keramik, figurin gibi küçük eserler sergilenmektedir.
Kuzey kanatta hazine bölümü ve günümüze özgün hali ile ulaşan araştırma kütüphanesi, güney kanatta ise gerçekçi sergi alanları ve konferans salonu bulunmaktadır. Avludaki diğer yapılar ile ilişkisi düşünüldüğünde daha batılı ve Antik Dönem referanslı bir yapıdır.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin başka bir önemli bölümü ise müze kütüphanesidir. Yapının 2.kat kuzey kanadında yer alan kütüphane 7 Kasım 1903 yılında hizmete girmiştir fakat kitapların tanzimi ve bir koleksiyon oluşturması belirtilen tarihten daha eskiye dayanmaktadır Toplam kitap sayısı 80 bine yaklaşan kütüphanedeki 2116 yazma eserden 1304’ü Türkçe, 633’ü Arapça, 179’u Farsça ve bu yazma eserlerden 23 tanesi minyatürlüdür.
Kütüphane yapısının tasarımı ve kullanılan 19.yüzyıl sonu 20. yüzyıl başına tarihlenen klasik mobilya üslubunun en güzel örnekleri olan dolaplar, masalar ve bu dekorasyonu destekleyen halılar, vazolar tercih edilmiştir.
Yapının Cephe Düzeni Hakkında Bilgi
İstanbul Arkeoloji Müzesi, Batılı Klasik Üslup referanslı bir yapıdır. Antik Dönem unsurlarını da görebileceğimiz Neoklasik bir yaklaşıma sahiptir. Lineer cephede geniş merdivenlerle ulaşılan iki girişi bulunmaktadır. Girişlerde dörder sütun ve alınlıklarla bir tapınak görünümünde olan binanın alınlık üzerinde bulunan kufi üsluptaki Osmanlıca yazıda Asar-ı Atika Müzesi (Eski Eserler Müzesi) yazılıdır. Bu yazının üzerinde bulunan tuğra ise Klasik Binayı inşa ettiren Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid'e aittir. Cephe giriş kapıları cephe bütününe göre öne çıkarılarak vurgulanmıştır. Üçgen alınlık kullanılmıştır. Üçgen alınlığın tepesinde ve iki köşesinde akroterler bulunmaktadır.
Yapı cephesine ilk bakışımızda belirli bir ritim ve simetri görmekteyiz. Alt ve üstte pencereler, sağ ve solda pilasterlar ile oluşturulan modül tekrarını cephe boyunca devam etmektedir. Ayrıca İyon ve Korint sütunlarına referans veren gömme sütunlar pencere yanlarına konumlandırılmış ve pencere üst kotunda birbirleri ile bağlanmıştır.
Yatay kütle ve dikey cephe elemanlarının dengesini ve kütledeki boşluk doluluğun oranlı bir şekilde kurgulandığını okuyabiliyoruz. Ayrıca yapı sınırları net tutulmuş, cephede yapıyı algılamamıza engel olacak düzeyde süslemelere yer verilmemiştir.

Yapının Malzeme, Teknik, Strüktür Özellikleri

Neoklasik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kagir yapı, taş kaplı tuğla duvarlar ve putrelli döşeme* ile inşa edilmiş, üzeri kiremit kaplı kırma çatıyla örtülmüştür. Ön cephesinde geniş merdivenlerden ulaşılan iki girişi, dörder sütun ile ayırmaktadır.
*Putrelli (Voltalı) Döşeme: Tavan kotunun en alt hizasını belirleyecek şekilde atılan çelik kirişlerin arasına hafif kavisli kemerler yapacak şekilde eski tip dolu tuğlalar kılıçlama dizilir. Çelik profiller arasındaki kavisli tuğlalar üst kat döşeme hizasına kadar araları doldurulur ve üzerine bitiş malzemesi döşenerek voltalı döşeme elde edilir.

Tavan Kat Planları
Yapı zaman içerisinde çeşitli onarım ve güçlendirme müdahaleleri görmüştür. 1948-1958 yılları arasındaki onarımda yangın tehlikesi ve çatıdan kaynaklı sorunları önlemek adına ikinci kata ait ahşap tavanlar ve çatı fenerleri betonarmeye dönüştürülmüştür. Bunun neticesinde bazı tavan işlemeleri, çinko karo zemin kaplamaları, ahşap doğramalar gibi birçok detay günümüze ulaşamamıştır.
Kaynakça:
-Fatma Özge Sade, Türkiye’de Tasarlanmış Müze Yapıları- İstanbul Teknik Üniversitesi/ Fen Bilimleri Enstitüsü, 2005
- İsmail Büyükseçgin, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Klasik Bina, Seçkin Mimari Hizmetler





Yorumlar